Kapitalist ekonomik sistem, dünya üzerinde yaşayan insanların yaşamsal gereksinimlerini karşılarmı?

22 Ağustos 2021 Pazar

AFGANİSTAN, ASKER VE SEÇIM

 Nato görevi kapsamında Afganistan a asker gönderme iznini (TSK unsurlarının NATO'nun Afganistan'da icra etmekte olduğu Kararlı Destek Misyonu ve devamı kapsamında yurt dışına gönderilmesi, aynı amaçlara yönelik olmak üzere yabancı silahlı kuvvetlerin anılan misyona katılmak amacıyla ülkemiz üzerinden Afganistan'a intikali ile geri intikali kapsamında.... Cumhurbaşkanlığı karanamesinden ) "TBMM den" almalarıyla, gönderilen askerlerin, NATO nun, Afganistan dan çekilme kararıyla birlikte, resmi olarak sona ermiş olan tezkere (izin) gereği dönmesi gereken Türk Askeri, İktidarın kendi ideolojik ve ekonomik hedefleri doğrultusunda Afganistanda kalması kararında karar vermis gibi görünüyor.

 
     Bu durumda iktidarın, karşımızda telaffuz etmediği, yada ima ettiği iki seçenek olduğunu düşünüyorum, birinci seçenek, elbetteki iktidarında tercih edeceğini umduğum, oradaki Askeri gücünü, Şeriatci Talibanın deyenimsiz olduğu  devlet kurma ve yönetme konusunda gerekli desteği vererek, kendisi için çıkmaza girmiş olan ekonomiyi, Alt yapısı çökmüş olan Afganistanin coğrafyasını, inşaat alanlarını (aslında gerçek sahibi bizce malum) Şirketler aracılığı ile betonlaştırma faaliyetlerine zemin yapabilmek, 
Netice olarakta, Anadolu da kurulmak istenen, Şerri bir düzen için, İslamın enternasyonalizmi anlamına gelen Cihat cı bir milis desteğini iki taraflı olarak kullanmak olarak tarif ediyorumki, iki taraftanda yapılan  açiklamalara baktığımda, gördüğüm budur.

  İkinci olası senaryo ki, Zayıfda olsa her an birbirlerini satma konusunda kesinlikle güvendigim, Siyasal islamcı anlayışın, para tutkusu ve hırsının, kısa sürede Türk Askerlerinin orada taliban vahşetine  uluslararası destekten yoksun olarak muhatap kalacağı ve ağır kayıp verme ihtimalidir, 
Her iki durumda da, bu topraklarda seküler yaşam anlayışını içselleştirmiş  Muhalif  Siyasal ve Kulturel nufus için büyuk tehlike  demektir.

   İktidarın kendini güçlü hissetiği anda gundeme getireceği bir seçim kararı dışında 2023 haziranına kadar seçim görünmüyor, muhalefetin ve toplumun böyle bir baskı aracı olarak ortaya cıkma ihtimalide söz konusu degil.

  Bu durumda 2023 seçimlerine kadar iktidar iki konuda ciddi dönüşler yapması gerekiyor ve bu gune kadar, bu konuda ne kadar mahir olduğunu gösterdi, bundan sonrada farklı manevralarla fırıldaklığını sürdurecegine olan inancım tamdır.
      
      İki manevranın muhatablarından biri elbetteki seçimde iktidar yolunu açacak Kürt oylarıdır,  bunun için kapı arkasında açılım anlamına gelen görüşmeler yapıldığını düşünüyor olmamız için, Erdoğanın Diyarbakır konuşmasında verdiği mesajlar ve Siyasal islamcıların alışılmış iki yüzlülüğünü, kronolojik olarak hatırlamamız durumunda, bunu kanıtlamak için özel bir çabaya neden gerek duymadığım anlaşılır.

  Kürt siyasal hareketinin önderliğini HDP ye bırakmak niyeti olmayan PKK nin siyasal geçmişi,
 Pragmatizmin sınırları konusunda oldukça geniş bir yelpazesinin  olduğunu bize defalarca kez gösterdi, 
Bu nedenle  yerel seçimlerdeki o iktidar karşıtlığını  görmek, her zaman garantisi olan bir vaziyet alış deği kürt ulusal hareketi için ki, Bu hareket, o coğrafyada kendi dışında ciddi bir ümmetçi potansiyelide barındirmakta.

   Dönüş yapacağını düşündüğüm ikinci konu ise, Fetö Cemaati ile yapılacak bir barış anlaşmasıdir.
   Son zamanlarda iktidarın, 28 Şubat davasına ilişkin aldıgı tutuklama kararlarının, 28 Şubat davasını açan tüm savciların, karar veren hakimlerin Fetö den tutuklanmış olmasına rağmen uygulamaya konması, ve Fetö vurgusunun söylem olarak geriye çekilmesi, yanı sıra Fetö cü olduğu bilinen internet tv larında yapılan haber ve yorumların, R.T.Erdogan a mesaj niteliği taşıyor (Hulisi Akar ve Hakan Fidan üzerinden) olması, bu konunun görünen yanıdır.
  AKP siyasetinin içinde Fetullah gülenin yerine, zaten iktidarda olan Erdoğani tercih edip ona biat eden (herkezin bildigi) ciddi bir kitle olduğunu hesaba katarsak, bu dönüş uzak bir ihtimal değil.
  Bu kısıtlı olanaklarla yapılmış olan analizi, muhtemeldirki, siyasal öngörü sahibi muhalif siyasi yapılarda yapmıştır ve iktidarın yakın zamanda tekrar ulke gündemi ile sosyal yasamı belirlediği bir ortama sokulmasına, edilgen bir "muhalefet" anlayışının dışında, daha önceleri olması gereken, Sine i Millete dönmeyide içine alan, sadece etkisiz eleman olarak maaş aldıkları meclis kürsüsü ile sınırlamadıkları, sınırlarının Laiklik olarak çizen, her siyasal örgütlenmenin kendisi olarak içinde ilacağı, bir cephe anlayışının, acilen hayata geçirilmesi zorunluluktur.
                                    .S.Yılmaz

3 Nisan 2020 Cuma

CORONA VE SİYASET.

Çin in wuhan şehrinde başladığı söylenen Covid 19, bilinen adıyla corona virüs, dünya üzerinde bir çok dengeyi bozdu, ancak bozduğu yada revize ettigi (yenilenme) bir şey daha var  Kapitalizm,
Bazı yorumlar bu salgın sonrasında insanlık için daha pozitif (sınıfsal ve sosyal anlamda) ongörüler ile, artık sömürüyü azaltarak daha çok kamu saglıģinı ve yararına göre kurgulanacağı gibi iyimser senaryolar yapıyorlar.
Ancak kapitalizmin ana mantığinın kâr etmek ve toplumsal yasamda gereksinim olarak tanimlanmış, hatta tanımlanmamış ne varsa meta (mal) haline getirme ozelliği ve yönetme hakkinın, sahip olma hakkindan kaynaklandığının kutsandıģı bir düzen olması.
Corona virüs, şu an sahibi yokmuş gibi görunsede, bundan kaynaklanan korkuya yon verecek, kontrol altına almaya aday, belkide sahip ülkeler=şirketler acısından tarihsel bir prova niteligindedir, yani bundan sonra diğer korkular gibi, salgın korkusu da Kapitalizm in sürekli sermayesidir, ilaç sanayiinin silah sanayisinin önüne geçeceği tarihsel bir dönemecteyiz.
Elbetteki bu prova, bundan sonraki sosyal mucadelelerinin aciliyetinin, gerekliliginin görünür hale gelmesi ve mucadele yontemleri konusunda, biz marksistleri teorik, stratejik ve pratik mücadelenin sosyalist ve komünist hedef amacıyla nasıl bulusturulacağı  anlamında kafa yormamızı gerektirecektir.
Sovyetler birliği ile birlikte yıkılan sosyalizm ve sosyalizm ideolojisine olan güvenin, prestijin hatta sempatinin yeniden kitleler tarafından kabul göreceği ihtimal dahilinde olsada, savaş kızısacak ve çetin olacaķ gibi görünüyor.
Daha öncede örneklerini gördüğümüz terör, etnik düsmanlık, milliyetcilik, mezhepçilik gibi korkuları yöneterek silah sanayisine pazar yaratan ve dogal kaynakları yagmalayan kapitalizm, fosil enerjinin sonuna yaklastıģımız bu tarihsel süreçte kendisi icin yük olarak gördüğü, az tuketen, sosyal güvenlik hizmetlerinden en fazla yaralanan, yani "sosyal devlet" açisından yük olan, 60 yaş üstünü gözden çıkartarak, bana göre korkuyu yonetmek yolunda bir prova olarak algıladığı bu salgını (sahibini ileride göreceğimizi düşünüyorum) bundan sonraki duzenin başat enstrümanı olarak kullanacağını düsünüyorum.
Yani bu salgın tecrubesi sonrası muhtemelen üretim araçlarına sahip olmayan, ekonomi politik olarak işçi statüsünde, uretici ve yaratıcı enerjisini, kiralamak yada satmak zorunda olanlar, sadece zincirlerini, renkli televizyonlarinı yada otomobillerini kaybetmiyecekler, 60-65 ina geldiklerinde can larını kaybedecekler.
Çünkü Kapitalist devlet yonetenleri (egemenler) emekli maaşı ödemek istemeyecekler, pazar haline getirmek istedikleri cografyanın üretim alanlarını işbirlikçi yonetimler olmadanda kilitleyebilecekler, bu arada büyuk bir olasılık tüm dunyada baskı aracı olarak devletler, daha güclü ve totaliter olmaya zorlanacak,
dolayısi ile isyana kaynaklik eden baskı, zulum ve adaletsizlik, hem sosyal yasamda hemde sosyal yaşamin belirleyenlerinden olan ekonomik alanda artacak, yoksullasan kitleler nufus olarak ta artacaktır, ülkemiz özelinde uzun zamandır sabır,  tevekkülle karşilanan yoksulluk ve islami siyaset anlayışı, tomlumun çoğunlugu  tarafından onaylanmasada, şerri bir devlet kurma hesapları olan azimsanmayacak kadar güçlü  (Ekonomik ve donanım anlaminda)  ve orgutlü bir grup var, hemde iktidarda, tek eksikleri kurmak istedikleri düzenin adinı koymak (tabii anayası Kuran olma koşuluyla)
Yani tamda zamanıdır, "Kapitalizm Öldürür, Kapitalizm i Öldürelim, sloganını şiar edinerek, işcı sınıfına ve halk a bu gerçeği anlatmanın, elbette once bunun  yolunu ve araclarını  bulmali.
 Tabiiki bunu  dair kafa yormak için, kafanin içi  önce kapitalist sistemin dışinda ırkçı, milliyetci, dinci ve meshepci kavramlarin etkisunden kurtulmuş, bu kavramlarin sinifsal sömürünün ideolojik devamlılığı icin nasil kullanildığını teshir edebilen, yani politikanın  sınifsal özelligini gözardı etmeden, istikrarla yapilmalı.
Kapitalist egemenlikten demokrasi bekleyen, sivil toplumcu, çevreci, "sol" cu lar ki, coģu 60 yaş üstundedirler marksizmin sadece  felsefi bir kuram olmadığını hatırlasalar iyi olur.
50 küsür yil yaşamış bir isçi olarak benim gozlemim ve öngörum budur,
 S Yılmaz

25 Ocak 2011 Salı

AVRASYA HALKLARINA !


          
          
                        Tarih boyunca kendi kaderlerini emperyalist ülkelerin eline bırakan ortadoğu halkları artık ayağa kalkmalı ve bu coğrafyayı bu asalaklardan temizlemeli ! 
            Bu söylem muhtemelen çok vahşice geliyor size ama dünyamızı kurtarmanın tek ve yegane yolu, önce bu coğrafyayı İSRAİL ve ABD den kurtarmak, sonrada KAPİTALİZM denilen bu insanlık düşmanı düzeni çöpe atmaktan geçer,
      Yoksa sizler, bizler dünyanın en humanist söylemlerini yapalım, insanlık için, evrenin en barışçıl yöntemleriyle tepkilerimizi hayata geçirelim faydası yok, bu nedenle yeryüzü halkları bir an önce, hemde çok geç olmadan ayaklanıp dünyayı mahveden bu asalakları gezegen dışına atmazsa, yakında, yani insanlık tarihi için çok kısa zaman sayılabilecek kadar yakında, dünya üzerindeki nufusun büyük bölümü tüketedemediği ve üretime katılacakları koşullar ortadan kalktığı için ISKARTA ya çıkartılıp, açlık ve yoksulluk içinde ölüme terk edilecekler, bu bir bilim kurgu senaryosu değil, acil müdahale edilmezse bu sonuç kaçınılmaz, çünkü Kapitalizmin tüketemeyen insana ihtiyacı yok,
     İster cinnet geçirip çoluk çocuğu ile intahar eder, ister karısını kızını, böbreğini satar tüketime katılır ama tüketime katılamazsa bir şekilde ISKARTA'ya çıkarılır, bir gün gelir kendi yarattıkları işsiz güçsüz insanların etrafına duvar örüp üstlerine bombalarını yağdırırlar, aynen bu gün Filistin halkına yaptıkları gibi.
          Onlar bu gezegeni cehenneme çevirmeden, bizler kapitalizmi gezegenin dışına atalım ve insanın gereksinimlerini karşılamak için yaptığı üretimi, insanların gereksinimleri için kullanalım, hemde kimsenin derisinin rengine bakmadan, dinine bakmadan
            Bu da sadece iyi dileklerle ve protesto eylemleriyle olacak şey değil, böyle devam ederse bir gün insanlık tarihi bu coğrafyayı, bu kadar edilgen ve aciz olduğu için lanetliyecek, kendine yapılan mezalimi bile görmezden geldiği için lanetliyecek,  haberiniz ola !